Yolun sonu görünüyor…

Yolun sonu görünüyor…

TUĞBA DEMİR
(CBJ Yönetim Kurulu Üyesi)

15 Temmuz gecesi, uçaklar daha havada iken hükûmet suçluyu bulmuş ve soruşturmaya, delil toplamaya dahi ihtiyaç duymadan tüm dünyaya bunu ilan etmişti. Hemen ertesi gün 2 bin 745 hâkim ve savcı bir çırpıda görevden uzaklaştırıldı ve haklarında yakalama kararları çıkartılarak ‘yüce hükümetimiz’ tarafından terörist ilan edilen hâkim ve savcıların lojmanlarına baskınlar düzenlendi. Kapılar kırıldı ve bizzat kendi meslektaşları tarafından gözaltına alındı, tutuklandı.

Yabancı değildi bu hukuksuzlukları yapanlar, meslektaşlarımızdı. Daha birkaç gün önce birlikte yemek yenmiş, çaylar içilmişti. Bir anda her şey değişmiş, büyük bir şok hali vardı herkeste. Vasat, prova edilmiş ve düşük bütçeli bir suç filminin içine çekiliverdi insanlar.

Her ne hikmetse çok sürmemişti HSYK’nın ‘terörist’ diye yaftaladığı hakimleri belirlemesi. Çünkü fişleme listeleri çok önceden hazırlanmıştı. Nerden mi biliyorum? Meslektaşımın, dosyama giren “FETÖ’cü olduğunu düşünüyorum” şeklindeki tanık ifadesinden. Çok fazla bir şey gerekmemişti bu insanlara. Sadece güçlü olanın yanında durup kendilerini kurtarmayı düşündüler. Başkalarının karartılan hayatları hiç önemli değildi!

Bilenler bilir, basit bir ‘işçi alacak’ dosyasında bile kafa patlatmanız gerekir. Uzun uzun okur araştırırsınız. Her dosyaya saatlerce çalışırsınız. Ne işçinin hakkını yedirmeli ne de patronun. Herkes en kısa sürede hakkını almalı. Bu yüzden özel hayatınız kalmaz, dosyalar evlere taşınır. “Hüküm verenlerin üçte ikisi cehennemliktir” derler meslekte. Yani dikkat en üst seviyede olmalıdır. Sarraf titizliği gerekir. Başka yolu yoktur. Şimdi geçmişe bakınca; şu anki yargılamalara ve bu millete reva görülenlere üzülmemek çok zor.

Bunca yaşanandan sonra çok net olan bir şey var: Asıl darbe demokrasiye ve hukuka yapıldı. Hakkı korumak üzere yapılan kanunlar rafa kalktı.  Hukuk maşa edilerek masum insanlar cezalandırıldı. Masum hâkim ve savcılar da bundan nasibini aldı.

Oysa Türkiye Cumhuriyet Anayasasında (ve dahi evrensel hukukta) hâkim ve savcılara bir teminat verilmişti. Buna göre hâkim ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe emekli dahi edilemezler. Bunun temel nedeni hakimlerin gelecek kaygısı yaşamaksızın özgür ve bağımsız bir şekilde karar verebilmesini sağlamaktır.

2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar yasasının 94. maddesine göre hâkim ve savcılar ancak ağır cezalık suçlarda suç üstü hallerinde genel hükümlere göre yargılanabilir. Bunun anlamı hâkim ve savcıların ancak ağır cezalık bir suçu işlerken yakalanması halinde yargılanabilmesidir.  

15 Temmuz darbe tiyatrosundan sonra anayasa ve yasalar rafa kalktı ve ortada bir suç üstü hali olmadığı halde bu iddiayla 5 bine yakın hâkim ve savcı hakkında usulsüz olarak yargılama yolu açıldı.

Aradan geçen bunca yıldan sonra büyük resme baktığımızda, 15 Temmuz sonrasında işlenen bunca hukuksuzluğu bu hakimlere yaptıramayacağını çok iyi bilen hükümetin, kendi içinde tutarlı davrandığını söylemek mümkün.

Ancak her şeyin bir sonu olmalı, her kışın bir baharı. Bahar ne kadar uzakta bilmem ama uzaktan uzağa çiçek kokularını duymaya başlıyor gibiyiz. Uzun sürdü bu kış. Herkes çok yoruldu. Ama sonunda kara göründü.

23 Kasım 2021 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ortada bir suç üstü hali olmadığından bahisle Türkiye aleyhine 427 hâkim hakkında ihlal kararını açıkladı. AİHM’in bu kararı, iç hukuk yollarını tüketerek uluslararası arenada hakkını arayan herkes için öncü niteliğinde olacaktır.

Kabul edelim AİHM bu kararı vermekte maalesef çok geç kaldı. Yapılan hukuksuzlukların bu kadar geç karara bağlanması zalimin iştahını daha da kabarttı, zulüm git gide arttı. Ama yine de baharı müjdeledi. Yapılan mücadelenin boş olmadığını bizlere gösterdi. Bir listeyle terörist ilan edilenler, AİHM’in kararına ekli 427 kişilik bir başka listeyle haklı bulundu. Belli ki bu liste daha bir başlangıç. 2016’dan beri “yine kimin canı yandı diye baktığımız” listeler, yerini “bugün kimler iade oldu” diye bakacağımız listelere bırakacak gibi.

AİHM tarafından her hâkim ve savcı için 5,000 Euro tazminata hükmedilmiş olması, herkesin aklına “Bunca yaşananların karşılığı bu mu?” sorusunu getirse de bu rakamın temsili olduğu, sadece suçüstü halinin olmaması hususuyla ilgili olduğu gözden kaçırılmamalı.

İlgili Gönderiler

HAAK BAŞVURUCU (61) KARARI

HAAK BAŞVURUCU (61) KARARI

Kamu görevlisi olan Başvurucu, öğretmenlik mesleğinden ihracı sonrasında haksız olarak tutuklandığını belirterek, tutuklama kararlarında imzası bulunan hakim ve savcıların hukuki sorumluluklarının…
HAAK BAŞVURUCU (60) KARARI

HAAK BAŞVURUCU (60) KARARI

Öğretmen olan Başvurucu, hukuksuz olarak tutuklandığını belirterek, tutukluluk ile ilgili kararlarını ve bu kararlarda imzası bulunan hakim ve/ya savcıların sorumluluklarının değerlendirilmesini…
HAAK BAŞVURUCU (59) KARARI

HAAK BAŞVURUCU (59) KARARI

Kamu görevlisi olan başvurucu, hukuksuz olarak tutuklandığı iddiası ile yaptığı başvuru sonrasında, sunduğu belgeler incelenmiş, hukuksuz karar verdikleri tespit edilen yargı…