
HUKUKSUZLUKLARI ARAŞTIRMA VE ANALİZ KURULU (HAAK) DÖNEM RAPORU (2021-2024)
- Ana Sayfa HaberleriAna Sayfa SliderHAAKRaporlar
- Şubat 23, 2025
- 17 Dakika Okuma Süresi

GİRİŞ YERİNE
Modern devlet sisteminde yargı, yasama ve yürütmeden ayrı ve bağımsız bir şekilde konumlandırılmıştır. Bunun en önemli sebebi hiç şüphesiz kişilerin temel hak ve özgürlüklerini özellikle devletten gelecek tehditlere karşı korumaktır. Bireyler arasındaki uyuşmazlıkların adilane çözümünde yargının rolü şüphesiz önemlidir. Ancak yargı asıl testini, hakların devlet tarafından ihlal edildiği durumlarda verecektir.
Demokrasiden sapmalar, totaliter rejimlerin doğuşlarına yol açabilecek savrulmalara yol açabilmektedir. Yargı, bu süreçlerde en önemli aktör olarak görülmektedir. Çünkü ancak yargı gayri meşrulukları hukuki bir kılıfa uydurabilecek ve korkunun tüm toplum üzerinde kümülatif olarak yerleşmesini sağlayabilecek yegane güce sahiptir.
Crossborder Jurists Derneği bünyesinde 2021 yılında Hukuksuzlukları Araştırma ve Analiz Kurulu (HAAK) oluşturulmuştur. HAAK, yargısal ve idari kararlar üzerinde sivil denetim yapmaktadır. Bu denetim tamamen hukuki bir denetim olmakla birlikte bir yönüyle vicdani bir denetimdir. Hak ihlaline maruz kalan mağdurlar, devlet mekanizması içindeki birbirini teyit eden körler ve sağırlar sisteminden bir çıkış yolu aramaktadırlar. Özellikle siyaset tarafından şekillendirilmiş ve onun iradesine göre işleyen bir yargı karşısındaki kişi, kendini “Josef K” gibi hissedebilmektedir. HAAK, onlara bu çareyi gönüllü olarak sunmakta ve “Ben gerçekten suçlu muyum?” sorusuna bir cevap vermektedir.
HAAK’ın başvurucu veya menşe ülke gibi bir ayrımı yoktur. Kararlarını evrensel hukukun temel ilkelerine göre vermektedir. Bununla birlikte derneğin Türkiye menşeli hukukçular tarafından kurulmuş olması ve üye profili nedeniyle şimdiye kadar sadece Türkiye’de yaşanan hak ihlalleri başvurulara konu olmuştur.
İşbu raporda HAAK’ın kurulduğu Ekim 2021’den 2024 yılı sonuna kadar geçen sürede 166 başvuru ile ilgili verdiği kararlara dair bir değerlendirme bulunmaktadır. HAAK bu 166 başvuru kapsamında 2709 karar incelemiştir. Rapor bu yönüyle derin bir saha çalışması niteliğindedir.
HAAK, uluslararası denetim mekanizmalarının ve sivil toplum derneklerinin Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini tanımlamayan tespitlerine katılmakta ve yer yer onlara atıf yapmakla birlikte, bir adım ileri giderek vermiş olduğu 166 farklı kararı ile somut ve net tespitler ortaya koyabilmektedir.
Raporumuzda yüzlerce Josef K’nın hak mücadelesine ve bir demokrasinin totaliterleşme sürecinde yargının rolünü güncel örneklerle ve somut verilerle göreceksiniz.
RAPORU İNDİRMEK İÇİN:
SONUÇ VE TESPİTLER
Ekim 2021 tarihinde kurulup faaliyetlerine başlayan HAAK’a bugüne kadar, yargı mensuplarının verdiği kararlarla temel hak ve özgürlüklerinin zarar gördüğünü düşünen mağdurlar tarafından 116 başvuru yapılmış, yapılan bu başvuruların tümü HAAK tarafından incelenerek karara bağlanmıştır.
Başvurucular Özgürlüklerinin Tehdit Altında Olduğunu Düşünüyor
116 başvurucudan 19’u kişisel verilerinin kullanılmasına rıza göstermiş geriye kalan 87’si ise bilgilerinin saklı kalmasını talep etmiştir.
Başvurucuların önemli bir kısmı yaptığı başvurusunda, kişisel verilerinin saklı tutulmasını talep etmiştir. Bunun temelinde kendisinin veya yakın çevresinin, kamu gücünü elinde bulunduran kişi ve kurumlarca yeniden hukuksuz muamelelere/yaptırımlara maruz kalma endişesi yattığı anlaşılmaktadır.
Başvuruların Büyük Çoğunluğu Gözaltı ve Tutuklamalara İlişkin
Yapılan başvuruların büyük çoğunluğu (113 adet) hukuksuz gözaltı ve tutuklama kararları ile özgürlükleri kısıtlananlar tarafından yapmıştır. Bu kararların büyük kısmının 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait olduğu belirlenmiştir. Buna ek olarak, 2024 yılına kadar, devam eden yıllar içerisinde de hukuksuz kararların verilmeye devam edildiği görülmektedir. 15 Temmuz 2016 sonrasında belirli bir toplum kesimine yönelik olarak iktidar tarafından yürütülen ve soykırım seviyesine varan uygulamaların, yargı kararlarına yansıyan kısmı HAAK tarafından değerlendirilmiştir.
Bylock Verileri Hukuksuz Kararların Temel Dayanağı
Yargı mensupları tarafından hukuka aykırı kararlara dayanak olarak Bylock verilerinin ana delil olarak kullanıldığı (76 dosyada), bunun yanında itirafçı beyanlarının (62 dosyada) ve kurumlar tarafından yapılan fişlemelerin de (17 dosyada) kararlarda yer verildiği tespit edilmiştir. Yargı birimleri tarafından Anayasa tarafından teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklerin, suç delili olarak kullanıldığı ve kişilerin özgürlük ve güvenlik haklarının, mülkiyet haklarının ve adil yargılanma haklarının bunlar gerekçe gösterilerek ihlal edildiği belirlenmiştir.
Başvurucular Delilsiz Olarak Darbeye Teşebbüsten ve/ya Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmaktan Suçlanmışlar
Yapılan başvurular incelendiğinde, başvurucuların darbeye teşebbüs ve silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlanıp gözaltına alındıkları, tutuklandıkları veya mesleklerinden ihraç edildikleri tespit edilmiştir. Başvuruculardan 27’si hem darbeye teşebbüs ve silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması ile, 89’nda ise sadece silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması ile muhatap olmuştur.
İncelenen başvuru dosyalarında, başvurucuların silahlı terör örgütü üyeliğini gösteren veya darbeye doğrudan veya dolaylı olarak iştirak ettiklerine dair zan derecesinde şüphe oluşturan, ceza hukuku tarafından delil olarak kabul edilebilecek bir bilgi ve belgeye rastlamamıştır. Yargı kararlarında delil olarak gösterilen verilerin kişilerin özel veya meslek hayatlarına ilişkin, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanımına ilişkin olduğu belirlenmiştir.
Kararların Tümü Gerekçesiz
HAAK, 116 başvuru bağlamında incelediği 2709 yargı kararının tamamının gerekçesiz olduğunu belirlemiştir.
Tüm kararların gerekçesiz olması, güvenlik birimleri tarafından hazırlanan ve ceza hukukunun temel gereksinimlerini karşılamaktan çok uzak rapor ve değerlendirmelerin soruşturma aşamasında savcıların talep ve iddianamelerinde kullanılması, sulh ceza hakimlerinin vermiş oldukları tedbir kararlarında hukuki bir değerlendirmeye tabi tutulmadan yer alması; ilk derece ve temyiz mahkemeleri tarafından benzeri tutumun devam ettirilmesi, yapılan hukuksal işlemlerin yasal bir gereklilikten ziyade, siyasi saiklerle başlatılıp devam ettirildiği, güvenlik bürokrasisi ve yargılama makamları arasında “gizli bir sadakat anlaşmasının” olduğu konusunda kuvvetli izler taşımaktadır.
Gözaltı ve Tutuklama Kararları Kanuna Aykırı ve Amaç Dışı
HAAK, özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin olarak 93 başvuruyu karara bağlamıştır. Söz konusu başvuruların tamamının kanuna aykırı olduğu ve CMK’nın 100.maddesinde yer verilen şartları taşımadığı tespit edilmiştir. Yasal düzenlemelere tamamen aykırı olarak gelişen yargı pratiğinin, mağdurlara yönelik olarak yürürlükte olan hukukun değil, yazılı olmayan “paralel bir hukukun” uygulandığını göstermektedir. Ağır hak ihlallerine sebebiyet veren bu yargı kararlarının temelinde, literatürde “düşman ceza hukuku” olarak adlandırılan bir düşüncenin yattığı söylenebilir. Yargı mercileri, ceza mevzuatında öngörülen tedbirleri uygulamak suretiyle hakikatin ortaya çıkmasını sağlamaktan ziyade, siyasiler tarafından hedef gösterilen ve peşinen suçlu kabul edilen kişilerin hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmak için bir araç olarak kullanılmıştır.
İç Hukukta Etkin Yasa Yolu Yok
Başvurucuların itiraz, istinaf ve temyiz taleplerini inceleyen yargı birimlerinin gerekçesiz şekilde başvuruları reddettikleri, başvurucuların taleplerini karşılayacak bir değerlendirmeye yer vermedikleri belirlenmiştir. Mevcut haliyle her ne kadar yasal düzenlemelerde, hukuka aykırı verilen kararlara karşı bir itiraz yoluna yer verilmiş ise de bunların kendilerinden beklenen fonksiyonu ifa etmeyen, etkisiz merciler olduğu sonucuna varılmıştır.
Hukuka Aykırı Karar Veren 1487 (Bin dört yüz seksen yedi) Yargı Mensubunun İsmi Tespit Edildi
HAAK, yapılan başvurular çerçevesinde incelediği 2709 yargı kararında bir veya birden fazla imzası bulunan 1487 hakim, savcı ve/ya OHAL Komisyonu Üyesi, Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyesi, Bölge Adliye Mahkemesi Üyesi, Yargıtay üyesi ismi tespit etmiştir.
HAAK, hazırlamış olduğu raporlarında bu isimlere yer vermek suretiyle, bu kişilerin isimlerinin görünür hale gelmesini sağlamış ve bu şekilde söz konusu yargı mensuplarının hukuka aykırı kararlar vermemeye teşvik etmeyi amaçlamıştır. Gaye bu kişilerin kişi hak ve özgürlüklerini ihlal olmayıp, ifa ettikleri kamu görevi çerçevesinde, hukuka uygun kararlar vermeleri konusunda kendilerine dolaylı bir ikaz ve talepte bulunmaktır.
HAAK kararlarında, yaptığı değerlendirmelerin hukuka aykırı olduğunu düşünen yargı mensuplarını kararlarına itiraz etmeye davet etmiştir. Ancak bugüne kadar söz konusu kararlara karşı bir itiraz yapılmamıştır.
Hukuka Aykırı Karar Veren Yargı Mensuplarının %73’ü AKP Döneminde Göreve Başladı
Hukuksuz karar verdikleri tespit edilen 1487 yargı mensubundan 1084’ünün, AKP iktidarı döneminde yani 2002 yılı sonrasında göreve başladığı tespit edilmiştir. Özellikle 2014 yılı sonrasında doğrudan iktidarın etkisi ve/ya kontrolü altına girdiği bağımsız gözlemci kurum ve kişilerin raporları ile sabit Türk yargısının, bu görüntüsünün, AKP kontrolündeki Adalet Bakanlığı tarafından seçilip mesleğe kabulü sağlanan yargı mensupları eliyle oluşturulmuş olması tesadüf ile izah edilemez.
İsimleri Tespit Edilen Yargı Mensuplarının %57’si Yargıda Birlik Derneği Üyesi
HAAK tarafından ağır hukuka aykırılıklar içeren kararlar verdikleri tespit edilen 1487 yargı mensubundan 841’inin resmi olarak Yargıda Birlik Derneği üyesi olması tesadüf ile izah edilemeyecek bir veridir.
Yargıda Birlik Derneği’nin, 17-25 Aralık Yolsuzluk-Rüşvet soruşturmalarının hemen sonrasında, 2014 yılı başında iktidarın Adalet Bakanı ve Başbakan seviyesinde organize ve desteği, muhalefet parti liderlerinin açık desteği ile kurulduğu, kuruluş amacının belirli bir toplum kesiminin kamusal ve özel alandan yargı eliyle etkisiz hale getirilmesi olduğu, süreç içerisinde yazılı ve görsel ya da sosyal medyaya yansıyan beyanlar, bilgi ve belgeler ile sabittir.
Yukarıda sayısal verilerine yer verildiği üzere HAAK tarafından incelenen tüm kararların gerekçesiz olması, itiraz, istinaf ve temyiz makamlarının hukuka aykırı kararları değiştirmeme/ devam ettirme konusundaki tavırları, yapılan gözaltı ve tutuklamaların tamamen delilsiz ve kanuna aykırı şekilde icra edilmiş olması, bu kararlara imza atan yargı mensuplarının %66’sının siyasal iktidar döneminde mesleğe başlamış olmaları ile bunların YBD üyelikleri birlikte düşünüldüğünde, tüm bu hukuksuzlukların tesadüfen olmadığı, belirli bir plan ve sistem içerisinde icra edildiği HAAK tarafından kabul edilmektedir.
Ağır Ceza Mahkemesi Başkan ve Üyeleri: Hukuksuz Kararlara En Çok İmza Atan Yargı Mensupları
Hukuka aykırı kararlara imza attıkları belirlenen 1487 yargı mensubunun, 150’inin Sulh Ceza Hakimi, 597’sinin Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi, 240’ının ise Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olduğu HAAK tarafından tespit edilmiştir. Hukuksuzluk sürecini başlatan 275 savcı ve 40 Başsavcı/vekili yine dikkat çeken sayılardır.
Tüm tutuklama ve tutukluluk devam kararlarının sulh ceza hakimlikleri tarafından verilmesi gerektiği gözönüne alındığında, tespit edilen sulh ceza hakimleri sayısının raporda olması gerekenden az gösterilmesinin sebebi, sulh ceza hakimi olarak hukuka aykırı kararlar veren hakimlerin, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından sonrasında Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üyesi olarak atanmış olmasından kaynaklanmaktadır.
Başsavcı ve savcıların talimatı ile başlayan sürecin, Sulh Ceza Hakimleri tarafından tutuklama dahil çeşitli koruma tedbirlerinin alınmasıyla ilerlediği, yargılama aşamasına geçildiğinde Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından hukuka aykırılıkların görmezden gelinmeye devam edildiği tüm dosyalarda gözlemlenen somut gerçekliktir.
İncelenen kararlar çerçevesinde ilk derece mahkemelerinde neden olunan hukuksuzluklarının büyük çoğunluğu Bölge Adliye Mahkemeleri veya Yargıtay tarafından esaslı şekilde giderilmemiştir. AİHM ve BM tarafından da tespit edilen ve dünya hukuk kamuoyuna ilan edilen açık hukuka aykırılıkların tüm yargısal aşamalarda devam ettirilmesi ve nihayetinde Yargıtay tarafından bunlara onay verilmesi, hukuk dışında yapılan bir anlaşma doğrultusunda hareket eden kapalı devre bir ceza mekaniğine işaret etmektedir.
Hukuksuz Kararlar Ülke Genelinde Yaygın Şekilde Veriliyor
Hukuka aykırı olarak düzenlendikleri tespit edilen yargısal belgelerin, 37 farklı il merkezinde faaliyette bulunan yargı mercilerinde görevli yargı mensuplarınca verildiği belirlenmiştir. Yani hukuka aykırı kararlar sadece belirli il merkezlerinde ve bölgelerde yoğunlaşmamakta, tüm yargı sistemi tarafından üretilmektedir. Bu durum yapılan hukuksuzluğun bir bütün halinde Türk hukuk sistemi tarafından, belirli bir amaç ve motivasyon doğrultusunda, tüm yargı hiyerarşisinin ortaklaşa üretilip devam ettirildiği, sistematik hale getirilip yaygınlaştırıldığı konusunda kuvvetli bir şüphe oluşturmaktadır.
HAAK, yapılan başvurular bağlamında, herhangi bir il yargı mercileri tarafından hukuka uygun karar erildiği konusunda bir tespitte bugüne kadar bulunmamıştır. 37 ilin dışında diğer iller ile ilgili bir inceleme yapılamamış olmasının sebebi, yapılan başvurular ile sınırlı kararlar veren HAAK’a buralarda görevli yargı mercileri ve çalışanları aleyhine herhangi bir başvuru yapılmamış olmasıdır.
Yargı Mensupları İnsanlığa Karşı Suç İşliyor
HAAK, 166 başvuruda toplam 2709 karar incelemiştir. Yapılan incelemeler neticesinde, tespit edilen hukuka aykırılıkların mahiyet ve önemleri doğrultusunda, ilgili yargı mensuplarının ceza hukuku, tazminat hukuku ve disiplin hukuku bağlamında muhtemel sorumluluklarını belirlemiştir.
Ceza Hukuku Bağlamında:
2014 yılından bu yana Türkiye’de yaşanan hukuka aykırılıklarla ilgili uluslararası denetim mekanizmaları ve sivil toplum örgütleri birden çok kez “İnsanlığa karşı suç” vurgusu yapmışlardır. Bu tespitlerde “belirli bir gruba karşı”, “sistematik”, “sistemik” ifadeleri tercih edilmiş olup, bu kriterler soykırım ve insanlığa karşı suçların unsurlarını oluşturmaktadır. HAAK da incelediği 2709 karar neticesinde aynı kanaate ulaşmıştır.
İncelemeye konu kararlarda yargı mensuplarının tarafsız olmadığı, siyasi saiklerle hareket ettikleri yöneldikleri sonucuna varılmıştır. Bu sonuca, yukarıdaki tespitlerde yer verilen iki nedenden ulaşılmıştır. İlk neden, verilen kararların sistematik olarak keyfi ve bazen siyasi yoruma dayanmasıdır. İkinci neden ise; karar vericiler ile aleyhine karar tesis edilen arasındaki ilişkidir. YBD üyeliği bu bağlamda kategorik olarak iktidara bağımlılık olarak kabul edilmektedir. Derneğimiz tarafından hazırlanan “Yargının üzerindeki Gölge: Yargıda Birlik Derneği” raporu bunu teyit eden yeterli somut veriler içermektedir.
Sonuç olarak, karar vericilerin eylemleri, belli bir gruba karşı, iktidar tarafından ortaya koyulan bir plan doğrultusunda ve sistemli şekilde işlenmiş olduğu tartışmasızdır. Bu nedenle karar vericilerin fiillerinin aynı zamanda “insanlığa karşı suç” bağlamında soruşturulmaları gerektiği HAAK tarafından değerlendirilmiştir.
HAAK, kasıtlı bir şekilde hukuka aykırı kararlar verenlerin eylemlerinin aynı zamanda aşağıdaki suçları oluşturacağını tespit etmiştir.
- Konut dokunulmazlığının ihlali (TCK md. 116)
- Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi (TCK md. 121)
- Nefret ve ayırımcılık (TCK md. 122)
- Haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK md. 132)
- Özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK md. 134)
- Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (TCK md. 136)
- Verileri yok etmeme (TCK md. 138)
- Resmi belgede sahtecilik (TCK md. 204)
- Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (TCK md. 206)
- Görevi kötüye kullanma (TCK md. 257)
- Kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf (TCK MAD md. DE 261)
- Suç uydurma (TCK md. 271)
- Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs (TCK md. 277)
- Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (TCK md. 281)
- Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs (TCK md. 288)
Disiplin Hukuku Bağlamında;
Uluslararası denetim mekanizmalarının ve sivil toplum örgütlerinin vurguladığı hukuksuzluklara paralel tespitler yapan HAAK, 1487 yargı mensubunun keyfi olarak Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmediklerini, temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiklerini tespit etmiştir. Adı geçen hakim ve savcıların disiplin sorumluluklarını değerlendirmekle görevli ve yetkili kurumları tarafından meslekten ihraçlarını da oluşturacak seviyede disiplin soruşturması yapılması gerektiğini tespit ve tavsiye etmiştir.
Tazminat Hukuku Bağlamında;
HAAK, başvurucuların uğradığı maddi ve manevi zararları bağlamında Devlet aleyhine ulusal ve uluslararası yargı mercileri nezdinde açılacak davalar sonucunda ödenmesi kuvvetle muhtemel tazminat miktarlarının, hukuksuz kararlarda imzası bulunan yargı mensuplarından tahsil edilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunmuştur.


